Kayıtlar

Kasım, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Gönüldaş Olmak

İki yabancı insan , biri bir diyarda  diğeri bir diyarda. Ne gormusler daha önce birbirlerini ne de var olduklarından haberdarlarmiş. Karşılanmışlar bir gün ho8c olmadık zamanda hiç olmadık yerde. Bir sohbet etmisler iki etmişler derken gönüldaş olmuşlar. Zordur gönüldaş olmak . Zordur gönülden  geçenleri bir başkasının anlaması. Ama bu iki kişi anlamışlar birbirlerini. Başkalarının o da dert mi dediklerine bu iki kişi derman olmuslar kendilerince. Zordur göz göze gelmeden, tanımadan dost olmak , başkasını anlamak. Konuştukça konuşmuş bu bizim ikili , anlattıkça kalpleri kanamış da vazgecmemişler. Çünkü anlamışlardı kanadikca iyileseceklerini. Konuştukça zehir akacaktı anlamışlardı. Korkuyorlardi bir yandan , korkularına izin vermediler. Yol buydu ya dostluk yolu, vira bismillah dediler baş koydular bu yola. Kimse anlamayacaktı onları biliyorlardı fakat bilmek önemli değildi artık.  Susarak anlıyorsa iki kişi birbirini gerçek dostluk vardır orda. Hiç bitmeyecek. Belki...

Aşk

Resim
Aşk neydi ?  Bir kişiye duyulan sevgi fazlası duyguya denirdi aşk. Ama Erich Fromm' a göre aşk beş şekilde vardır. Anaç,kardeş,cinsel,tanrı ve öze olan aşk. Bunlar hepsi bir çeşit sevgidir ama fazlası olduğunda hep ayni yola çıkar.  Anaç bir aşk mesela bir annenin duyduğu koşulsuz sevgiye denirdi. Ama gercekten bir aşk için karşı cins olmasi gerektiğide Freud tarafından savunuluyor. Basit bir ifadeyle aşk cinsellikten ortaya çıkan iki kişinin hormonal aktiviteleri olduğunu düşünüyor.  Aslında bu iki farklı savunucunun birini seçmişti bilim. Bilimsel olarak aşk duyguların değil  yaşamsal aktivitelerin devamı için hormonal bir kimyanın ortaya cikmasi olduğu açıklanmıştir. Psikolojide ise aşk hem duygu hem de hormonal bir ifadedir. Psikolog Robert Sternberg'e göre aşk teorisi şöyledir; aşk üç bağdan oluşur bunlar: yakınlık, bağlılık ve tutkudur. Eğer bu üçünden biri yok olursa aşk biter.  Baktığımızda aşk hayatın her anında var olan bir ifade. Tarihte b...

Kimsesiz Ev

Resim
Bir ev düşünün sıcacık sobası yanan. Üstünde yeni yıkanmış çamaşırların kokusunu , yeni kaynayan çayın fokurtusu. Günlerden pazar. Çocuklar yeni yıkanmış, sobanın etrafına kurulmuşlar. Baba oturmuş baba koltuğuna hikayeler anlatıyor çocuklarına. Aslında yoktur lügatta baba koltuğu ama o sıcacık yuvalarda babaya saygıdır ya hani hep oturduğu o köşeye kimse oturmaz. İşte ondandır adı baba koltuğu. Evin güzeller güzeli annesi sıcacık gülümsemesiyle meyve soyuyor bir yandan da anlatılan hikayeye karışıyor. O küçücük odada kahkaha sesleri yankılanıyor, sobanın sıcaklığına sıcaklık katıyor. Meyveler yeniyor, sıcacık caylar içiliyor. Duvarda sobanın ateşinin yansıması aydınlatıyor odayı. Seriliyor yer yatakları iki kardeş koyun koyuna giriyor yatağın içine. Huzur var, mutluluk var o yatakta... Ta ki evdeki o mutluluk annenin gidişiyle son bulana kadar. Belki istekli değildi gidişi kaderdi ama tüm evin gülüşünü söndürmüştü. Baba çocuklar için ayakta durmaya çalışıyordu ama gücü ...

3 Katlı Bina

Resim
Karşımda 3 katlı bir bina, yıkık dökük. Boyası gitmiş,sıvası dökülmüş, pencereleri kırık. Karşımda 3 katlı bir bina, etrafında kediler yavrularını emziriyor. Ama  içinde yalnızlık  kalabalıkla kolkola geziyor. Bir kadın susmuş gözlerinden akan yaşlar konuşuyor. A dam aldatmış karısını af diliyor kızarmayan yüzüyle, çocuklar perişan biri hapishane parmaklıkları ardında, diğerleri kendilerini kurtarma çabasında. Karşımda işte o 3 katlı  bina yummuş gözlerini yaşlı kadın, evlatlarının acılarına. Herkes suspus olmuş, ölüm sessizliği almış her bir tarafı. Konuşsalar yıkılacakmış gibi bina... Ah 3 katlı bina, her bir duvarında keder, her bir basamağında acı var. Konuş ey bina dök içini, anlat kahrını. Yıllardır durdun da ayakta kimse sormadı sana dayanabilecek misin diye, kaldırabilecek misin onca yükü  söyle? Konuş 3 katın ağırlığını, konuş dökülen sıvalarından akan sızıyı, konuş kimsesizliğini. Konuş yerle bir et her şeyi. Konuş...

Korku

Resim
Vazgeçemediğim bir ilişkide sıkışıp kaldım, yüreğim paramparça. Bir enkazın altinda kalmışçasına acı dolu, nefessiz ciğerlerim.  Ne olacak, nasıl olacak bilmiyorum? Ne yapmam gerekiyor onuda bilmiyorum? Ama bildiğim bir şey var, o da beynim bitsin derken, kalbim biraz daha diye direniyor. O direndikçe sevgim batıyor. Her direnmede kalbimden biraz daha fazla kan akıyor içime.  Kimsesiz kalmaktan korkuyorum sanırım. Sevilmemekten hiç. Susuz kalmaktan, aşksız kalmaktan. Ama bu durum devam ederse acı dolu bir karanlığa dönüşeceğimden de korkuyorum. Ne yapmalı, nasıl yapmali karanlığa dönüşmeden? Yok mu acısız aşk? Yok mu mutlu sevdalar? 

Mevlana Celaleddin-i Rumi

Resim
Ne güzel demiş Mevlana : İyiyi ara , güzeli ara,doğruyu ara; ama kusuru arama. Gerçekten  bu felsefe üzerinden gitsek dünya daha güzel bir yer olmaz mıydı? Güzellikleri görmek varken, iyiliği görmek varken neden hep olumsuzu,kötü görelim ki?  Birbirimize iyilikle yaklaşsak iyiligi yaysak çocuklara daha guzel bir dünya bırakmaz mıyız?  Kusuru aradığımız surece ne iyilik yapabiliriz ne de iyilikle karsilasabiliriz. Bizim kültürümüzde yok mu muhtaca yardim etmek, bir ekmegi bölüşmek. Neden şimdi bu çeşit çeşit yemekler sofralarda, neden bir dolaba sığmayan kıyafetler?  Biz kimsenin yüzüne söylemiyoruz sanıyoruz kusurunu ama giydiklerimizi,yediklerimizi paylaştıkça hem kusurumuzu kapatmaya çalışıyoruz hem de baskalarinin alamadiklari,yapamadiklari kusurları uzerinden prim kazanıyoruz. Yazık bizlere, biz getirdik dünyayı bu hale. Yazık bize çıkamadık kültürümüze sahip...